ISSN 1308-5301 | E-ISSN 1308-8084
BioDiCon: 12 (1)

Volume: 12  Issue: 1 - April 2019

1.Cover

Pages I - IV

ORIGINAL RESEARCH
2.Effect of aerial part and root extracts from Ferula orientalis L. growing in Turkey on erectile dysfunction in streptozotocin-ınduced diabetic rats
Songül KARAKAYA, Didem Yilmaz Oral, Serap Gur, Ceyda Sibel Kılıç
doi: 10.5505/biodicon.2019.29392  Pages 1 - 6
Apiaceae familyasına ait Ferula L. cinsinin Türkiye’de 22 türü yetişmekte olup bu türlerin 13'ü endemiktir ve bu cins zamk-reçine bakımından zengindir. Ferula türleri Türkiye’nin çeşitli yörelerinde “çakşır, çakşırotu, helizan, çağşır, kıngor, çağ vb.” adlarıyla bilinmektedir. Türkiye’de F. orientalis “heliz” adıyla bilinir ve karminatif, sedatif, antispazmotik, laksatif, dijestif, ekspektoran, diüretik, afrodizyak, antiseptik, antihelmentik, analjezik ve stimulan olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, F. orientalis ekstrelerinin corpus cavernosum (CC) üzerindeki gevşetici etkisini in vitro göstermektir. 16 adet erkek Sprague-Dawley sıçan diyabetik ve kontrol olarak iki gruba ayrıldı. Diyabet grubuna tek doz intraperitoneal enjeksiyonla streptozotosin (40 mg/kg) verilerek diyabet oluşturuldu. Organ banyosu çalışmalarında, izole korpus kavernosum dokularında asetilkoline (ACh, 1 mM), elektrik alan stimülasyonuna (EFS, 20 Hz) and sodyum nitroprusite (SNP, 0.1 µM) bağlı gevşeme cevapları alınmış, bitkinin toprak üstü ve köklerinden elde edilen sulu ekstreler ile tekrarlanmıştır. Ekstrelerin her iki grupta aktif olduğu görülmüştür. Kök ekstrelerinin % 98.12 gevşeme sağladığı bulunmuştur. Kök ekstrelerinin en iyi aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun yanısıra, toprak üstü kısımlarına ait ekstreler en kötü aktiviteyi göstermiştir. Bu bulgulara bağlı olarak, bu türün kökleri afrodizyak potansiyel bakımından daha fazla in vivo değerlendirmeyi hak etmektedir.
Ferula L. belongs to Apiaceae family and 22 species of this genus grow in Turkey, of which 13 are endemic and this genus is found to be a rich resource of gum-resin. Ferula species are known in various regions of Turkey as “çakşır, çakşırotu, helizan, çağşır, kıngor, çağ etc. ”. F. orientalis is known as “heliz” in Turkey and has been utilised as carminative, sedative, antispasmodic, laxative, digestive, expectorant, diuretic, aphrodisiac, antiseptic, anthelminitic, analgesic and stimulants. The purpose of this study is to indicate in vitro the relaxant effect of F. orientalis extracts on corpus cavernosum (CC). Total of 16 adult male Sprague-Dawley rats were levelly divided down the middle control and diabetic ingroups. Diabetes was induced by a single intraperitoneial injection of streptozotocin (40 mg/kg). The relaxation responses to acetylcholine (ACh, 1 mM), electrical field stimulation (EFS, 10Hz) sodium nitroprusside (SNP, 0.1 µM) of corpus cavernosum (CC) strips were studied after the incubation with the aerial parts and roots in organ baths. The extracts were active in both groups. It was found that root extracts yielded 98.12% relaxation. Among the extracts of roots indicated the best activity. In other respects, aerial part extracts demonstrated the worst activity. Depending upon this findings, the roots of this species deserve further in vivo assessments for its aphrodisiac potential.

3.The status of Artemia population in tuz lake (Central Anatolia, Turkey)
Göktuğ Yokuş, Mine Kırkağaç
doi: 10.5505/biodicon.2019.98698  Pages 7 - 12
Bu çalışmada, Tuz Gölü’nde yaşayan Artemia populasyonunun son durumunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma Ekim 2014 ve Eylül 2015 tarihleri arasında yürütülmüştür. Artemia ve su örnekleri, gölden seçilen üç istasyondan sonbahar ve kış mevsimlerinde bir kez, ilkbahar ve yaz aylarında aylık olarak alınmıştır. Artemia populasyonuna 3. istasyonda, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında rastlanmıştır. Araştırmada toplam Artemia bolluğu 3.2±0.2–42±5 adetx10³/m³ olarak, Artemia’nın planktonik kistlerinin miktarı ise 960±110–271200±97000 adetx10³/m³ olarak belirlenmiştir. En yüksek kist miktarı popülasyonun kaybolmaya başladığı ve erginlerin dominant olduğu Temmuz ayında, kaydedilmiştir. En yüksek kist çapı değerleri Mayıs ayında hidrasyona maruz kalmış kistlerde ölçülmüştür. Tuz Gölünde araştırma süresince su sıcaklığı (6.40±0.10°C-29.4±1.00°C), çözünmüş oksijen (1.26±0.08 mg/L), tuzluluk (226±5.77 g/L-366±20.13 g/L), pH (7.37±0.00-8.12±0.01), su derinliği (8±1.00 cm-35±1.5 cm) ve bulanıklık (7.66±0.60 cm-35±1.50 cm) değerleri ölçülmüştür. Tuz Gölü’nde 1994-2017 yılları arasında yapılmış çalışmalarda, Artemia popülasyonundaki dalgalanmaların iklim değişimi ve insan kaynaklı olduğu belirtilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, Tuz Gölü’nün sürdürülebilir olabilmesi için gölün fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak izlenmesi ve kirlenmeye karşı önlemlerin alınması gerekmektedir.
In this study, it was aimed to determine the status of Artemia population in Tuz Lake The study was conducted between October 2014 and September 2015. Artemia and water samples were taken seasonally in autumn and winter, monthly in spring and summer from 3 stations. Artemia population was found in 3th station in May, June and July. Total abundance was calculated as 3.2±0.2 – 42±5 number x10³/m³. Also, the density of Artemia planktonic cysts were 960±110 – 271200±97000 number x10³/m³. The highest density of cysts was observed in July when the population was about to disappear and matures were dominant. The largest cysts diameter values were measured in May on hydrated cysts. The water parameters were determined in terms of temperature (6.40±0.10 °C-29.4±1.00 °C), dissolved oxygen (1.26±0.08 mg/L), salinity (226±5.77 g/L-366±20.13 g/L), pH (7.37±0.00 - 8.12±0.01), water depth (8±1.00 cm-35±1.5 cm), and transparency (7.66±0.60 cm-35±1.50 cm). In previous studies (conducted in Tuz Lake between 1994 and 2017), it was claimed that climatic change and human effects has been an important factor in fluctuations of Artemia population. In conclusion, data evaluated from the present study results showed that the water criteria (physically, chemically and biologically) should be monitored and taken measures against pollution for the sustainable lake management.

4.Study the diversity and seasonal variations of endangered fishes, plankton and benthos in Kanchan river of Dinajpur
A. K. M. Rohul Amin, Mahamud Alam, Muhammad Badruzzaman, Shafiullah Abbus
doi: 10.5505/biodicon.2019.18209  Pages 13 - 20
This research work was carried out from February to June, 2018 to monitor the present status of endangered fishes, productivity and overall health status of Kanchan river situated in Dinajpur district. Water and sediment samples were collected twice in a month during the study period from the selected five different sampling sites along with required information about the availability of threatened fishes. The findings noted over 28 available threatened fish species in Kanchan river including several commonly available threatened fishes (Endangered: Acanthocobitisbotia, Somileptesgongota, Botiadario, Botialohachata, Bariliustileo, Barilusbengalensisetc.; Critically endangered: Channabarca, Labeonandina, Clupisomagaruaetc.) which are very rear in nationwide. Common planktonic flora and fauna of this riverine ecosystem were also identified. In the river several phytoplankton (Asterionella sp., Tabellaria sp., Clostridium sp. etc.) and zooplankton (Brachionus sp.) were monitored as season specific. Abundance of plankton were analyzed statistically significant (p <0.05) in different seasons. Plankton counting detected comparatively lower (23,000 per liter) and higher (39,000 per liter) numbers in the month of February and June, respectively. The observed benthic fauna of Kanchan river possessed 22 species of macro-benthos from different groups. Monitored minimum temperature (21.5 ºC) was recorded in the month of February and it was maximum in the month of June (30.5 ºC). These results suggested that productivity indicators (availability of planktonic flora and fauna including benthos) were better in the early monsoon season than the pre-monsoon season. Similarly, better ecosystem health (temperature, dissolve oxygen and availability of plankton) was also observed in early monsoon season. Seasonal variations of water temperature and dissolved oxygen were visualized significant (p <0.05). Finally, this study findings recommended to stop all manmade interventions for the better health of this riverine ecosystem as well as to take necessary actions for conserving the commonly available endangered and critically endangered fishes of Kanchan river.

5.Observations on Muğla/Turkey population of Rhaponticoides mykalea
Hediye Aktaş Aytepe, Ömer Varol
doi: 10.5505/biodicon.2019.10820  Pages 21 - 26
Rhaponticoides mykalea (Hub.-Mor.) M. V. Agab. & Greuter sinonimi Centaurea mykalea Hub.–Mor. olarak bilinen Asteraceae familyasına ait bir taksondur. Tip örneği 1979 yılında Davutlar (Aydın-Selçuk)’dan tanımlanmıştır. IUCN kategorisine göre CR seviyesinde endemik taksondur. Bu çalışmada R. mykalea’nın Muğla’daki lokaliteleri ve populasyonunun durumu kayıt altına alınmıştır. Yapılan 2 yıllık çalışma sonucunda türün kömür ocağı çalışmaları ve yapılaşma neticesindeki durumu değerlendirilmiştir. Taksonun 3 lokalitede bulunduğu belirlenmiştir. Takson 2016 yılında 1394 birey, 2017 yılında 2944 bireyle temsil edilmiştir. Çalısmalarımızda türün Muğla’da yayılış alanı belirlenmiş ve bu bağlamda IUCN (2012) kriterlerine göre CR seviyesinden VU seviyesine düzenlenmesi önerilmiştir.
Rhaponticoides mykalea (Hub.-Mor.) M. V. Agab. & Greuter - known as synonym of Centaurea mycalea Hub.-Mor. – is a taxon belonging to Asteraceae family. The type sample was described from Davutlar (Aydın-Selçuk) in 1979. It is an endemic taxon at CR level according to IUCN category. In this study, the status of the localities and population of R. mykalea’s are recorded in Muğla. As a consequent of 2 year long work, the status of the type was evaluated as a result of coal-mine work and constructing in the area. It has been determined that the taxon existing 3 localities. The taxon is represented by 1394 individuals in 2016 and 2944 individuals in 2017. In our studies, the its distribution area has been determined in Muğla and it has been proposed to regulate from CR level to VU level according to IUCN (2012) criteria in this context.

6.Enhanced antiproliferative and apoptotic effects of 5-fluorouracil by combined with Pistacia eurycarpa Extracts on human colorectal cancer cells
Mehmet Kadir Erdoğan, CAN ALI AGCA, Hakan Askin
doi: 10.5505/biodicon.2019.57441  Pages 27 - 38
Kolorektal adenokarsinoma, kolon ve rektumu etkileyen yaygın bir kanser türüdür. Genellikle kolonda oluşan poliplerin yayılması ile gelişir. Kolorektal kanser vakalarında, 5-Florourasil (5-FU) klinik tedavinin temel basamağını oluşturur. Ancak 5-FU’nun ciddi yan etkilere sahip olması, 5-FU temelli yeni tedavilerin geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Pistacia eurycarpa farklı tıbbi etkilere sahip bir bitkidir. Burada sunulan çalışmada, P.eurycarpa ekstraktlarının tek ve 5-FU ile kombine olarak uygulandığında, HT-29 insan kolorektal kanser hücreleri üzerindeki antiproliferatif ve apoptotik etkileri incelendi. Hücre canlılığı MTT analizi ile belirlendi. Bitki ekstraktları ile 5-FU arasındaki sinerjizmi belirlemek için izobologram analizi yapıldı. Apoptozun belirlenmesinde CDDE yöntemi kullanıldı. İnsan VEGF Elisa yöntemi ile VEGF miktarı kantitatif olarak ölçüldü. Ayrıca, hücreler 24 saat boyunca, belirlenen IC50 değerlerinde ekstraktlar ve kombinasyonlar ile tedavi edildiğinde, bazı apoptotik ve anti-apoptotik gen ve proteinlerin (p53, Bax, Bcl-2, p38 MAPK, mTOR, PTEN ve Akt) ekspresyon düzeylerindeki değişiklikler, gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (qRT-PCR) ve western blot analizleri ile değerlendirildi. P. eurycarpa hekzan, kloroform ve metanol ekstreleri ile 5-FU'nun IC50 dozlarının kombine tedavisinde hücre canlılıkları sırasıyla % 23.5, % 21.2 ve % 11.9 olarak belirlendi (p<0.0001). P. eurycarpa hekzan, kloroform ve metanol ekstreleri, 5-FU ile kombinasyon halinde apoptozu 8.6, 9.2 ve 11.8 kat arttırdı ve kontrol grubuna kıyasla VEGF miktarını 76.2, 75.1 ve 64.7 pg/ml'ye düşürdü. Apoptotik ve anti-apoptotik genlerdeki ve proteinlerin ekspresyon düzeylerindeki değişiklikler hemen hemen tüm tedavi gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Tüm bu sonuçlar, P. eurycarpa ekstraktlarınının ve bu ekstraktların 5-FU ile kombinasyonunun, kolorektal kanser hücrelerinin canlılığını önemli ölçüde azalttığını ve hücreleri apoptoza yönlendirdiğini göstermektedir.
Colorectal adenocarcinoma is a common type of cancer that affects the colon and rectum. It usually develops by spreading polyps in the colon. In cases of colorectal cancer, 5-Fluorouracil (5-FU) constitutes the basic step of clinical treatment. However, the fact that 5-FU has serious side effects necessitates the development of new therapies based on 5-FU. Pistacia eurycarpa is a plant with different medical effects. In this study, the antiproliferative and apoptotic effects of P.eurycarpa extracts alone or combined with 5-FU on HT-29 human colorectal cancer cells were investigated. Cell viability was determined by MTT analysis. Isobologram analysis was performed to determine the synergism between plant extracts and 5-FU. CDDE method was used to determine apoptosis. VEGF was quantitatively measured by human VEGF Elisa method. Moreover, when cells were treated with extracts and combinations at determined IC50 values for 24 hours, changes in expression levels of some apoptotic and anti-apoptotic genes and proteins (p53, Bax, Bcl-2, p38 MAPK, mTOR, PTEN and Akt) were evaluated by real time polymerase chain reaction (qRT-PCR) and western blot analysis. In combined treatment at IC50 doses of P. eurycarpa hexane, chloroform and methanol extracts with 5-FU, cell viability was determined as 23.5%, 21.2% and 11.9%, respectively (p <0.0001). Compared to the control, P. eurycarpa hexane, chloroform and methanol extracts in combination with 5-FU, increased the apoptosis 8.6, 9.2 and 11.8 fold and reduced the amount of VEGF to 76.2, 75.1 and 64.7 pg/ml, respectively. Changes in expression levels of apoptotic and anti-apoptotic genes and proteins were found to be statistically significant in almost all therapies. All these results had showed that, the P.eurycarpa extracts and combination of these extracts with 5-FU dramatically reduced the viability of colorectal cancer cells and directed the cells to apoptosis.

7.The geophyte flora of Dalaman and Ortaca districts of Muğla/Turkey province
Aydın Öz, Hasan Akan
doi: 10.5505/biodicon.2019.58066  Pages 38 - 49
Bu çalışma, Muğla İli Dalaman ve Ortaca ilçelerinin geofit florasını tespit etmek amacıyla 2017-2018 yıllarında yapılmıştır. Çalışma alanı Muğla il sınırları içinde olup Davis’in kullandığı kareleme sistemine göre C2 karesine girmektedir. Çalışma alanından toplanan 139 bitki örneğinden 13 familyaya ait 38 cins ve 84 takson saptanmıştır. Bu taksonlardan 5 (% 5.9)’i endemiktir. En fazla taksona sahip familyalar Orchidaceae 33 (% 39.2), Asparagaceae 13 (% 15.5) ve Amaryllidaceae 9 (%10.7) taksondur. Bitkilerin fitocoğrafik bölgelere dağılımında, Akdeniz elementleri 46 (% 54.8) ile ilk sırada gelmektedir. Doğu Akdeniz elementleri 29 (%34.5), geniş yayılışlı veya fitocoğrafik bölgesi bilinmeyen elementler ise 9 (%10.7)’dır. Bitkilerin %72.4’ü ilkbahar, %12.6’sı kış, %9.1’i sonbahar ve %6.9’u yaz aylarında çiçeklenir.
This research was carried out to determine the geophyte flora of districts Dalaman and Ortaca in Muğla between the years 2017 and 2018.Within the boundaries of Muğla, research are takes parts into C2 square according to the Davis system. From 139 plant samples collected from the research area, 38 genera belonging to 13 families and 84 taxa have been identified. Five taxa are (5.9%) endemics. The families that having the largest taxa are Orchidaceae 33 (39.2%), Asparagaceae 13 (15.5%) and Amaryllidaceae 9 (10.7%). In terms of distribution of the plants in the phytogeographic regions, Mediterranean elements take parts on the top with 46 (54.8%). East Mediterranean elements are 29 (34.5%), widespread or unknown elements are 9 (10.7%). 72.4% of plants bring into blossom in spring months, winter months 12.6%, 9.1% autumn months and 6.9% of these plants in summer months.

8.A study of natural woody plants of forest in Şanlıurfa–determination of detection and landscape values of parks and garden plants
Mehmet Aslan, Hasan Akan
PMCID: PMC7  doi: 10.5505/biodicon.2019.43433  Pages 50 - 65
Bu araştırma materyalini öncelikle Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ile Merkez İlçe Belediyeleri’nin park ve refüjlerde kullandığı süs bitkileri ve Şanlıurfa ormanlarında doğal olarak yetişen odunsu bitkiler oluşturmaktadır. Ayrıca bitkilerin peyzaj değerlerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında Şanlıurfa il hudutları içerisinde bulunan park ve bahçelerin örnek teşkil eden büyük bir bölümü gezilmiş olup bu park ve bahçelerde 38 familyaya ait 83 cins ve 103 takson tespit edilmiştir. Tespit edilen bu türler; geniş yapraklı bitkiler, ağaççık ve çalılar, iğne yapraklı ağaçlar ve sarılısı ve tırmanıcı bitkiler olmak üzere 4 grupta incelenmiştir. Ayrıca Şanlıurfa orman alanları içerisinde doğal olarak yetişen, 13 familyaya ait 19 cins ve 24 takson tespit edilmiştir. Sonuç olarak, en büyük kentsel yeşil alanlar olan parklar ve bahçeler ile doğal orman arazileri ve mevcut botanik durumları incelenmiştir. Tespit edilen ve yaygın olarak kullanılan en önemli park-bahçe bitkileri; Parthenocissus quinquefolia (L.) Planch. (Amerikan Sarmaşığı), Washingtonia filifera H.Wendl. (Palmiye), Laurus nobilis L. (Defne), Melia azedarach L. (Tespih Ağacı), Salix alba L. (Ak Söğüt), Albizia julibrissin Durazz. (Gülibrişim Akasya), Elaeagnus angustifolia L. (İğde), Cercis siliquastrum L. (Erguvan), Salix babylonica L. (Salkım Söğüt), Sophora japonica L. (Sofora), Populus alba L. (Ak Kavak), Pyracantha coccinea M.Roem. (Ateş Dikeni), Prunus cerasifera Ehrh. ‘Pissardii’ (Süs Eriği) taksonlarıdır. Doğal odunsu bitkilerin en yaygın olanları ise; Pistacia khinjuk Stocks (Bıttım), Pistacia terebinthus L. subsp. palaestina (Boiss.) Engler (Yabani Fıstık, Menengiç), Rhus coriaria L. (Sumak), Quercus brantii Lindley (İran Palamut Meşesi), Ficus carica L. subsp. carica (All.) Schınz & Thell. (İncir), Punica granatum L. (Nar), Amygdalus communis L. (Badem), Rosa canina L. (Kuşburnu) ve Cerasus mahaleb (L.) Mill.taksonlarıdır.
This search materials are ornament plants used by Şanlıurfa Metropolitan Municipality Directorate of Park and Gardens and by County Municipalities in park and medians; and woody plants grown naturally in Şanlıurfa forests. Within the context of the study, majority of the epitomic gardens and parks located in Şanlıurfa provincial border are visited and in these gardens and parks 83 species and 103 taxa belonged to 38 families are determined. These determined species are examined in four groups called broad-leafed plants, shrubs and bushes, coniferous trees and climbing plants. Besides, 19 species and 24 taxa belonged to 13 families grown naturally in Şanlıurfa forests are determined. As a result, the largest urban green areas such as parks and gardens, natural forests and existing botanical status were investigated. The most important park-garden plants found and widely used; Parthenocissus quinquefolia (L.) Planch. (Amerikan Sarmaşığı), Washingtonia filifera H.Wendl. (Palmiye), Laurus nobilis L. (Defne), Melia azedarach L. (Tespih Ağacı), Salix alba L. (Ak Söğüt), Albizia julibrissin Durazz. (Gülibrişim Akasya), Elaeagnus angustifolia L. (İğde), Cercis siliquastrum L. (Erguvan), Salix babylonica L. (Salkım Söğüt), Sophora japonica L. (Sofora), Populus alba L. (Ak Kavak), Pyracantha coccinea M.Roem. (Ateş Dikeni), Prunus cerasifera Ehrh. ‘Pissardii’ (Süs Eriği). The most common of the natural woody plants are; Pistacia khinjuk Stocks (Bıttım), Pistacia terebinthus L. subsp. palaestina (Boiss.) Engler (Yabani Fıstık, Menengiç), Rhus coriaria L. (Sumak), Quercus brantii Lindley (İran Palamut Meşesi), Ficus carica L. subsp. carica (All.) Schınz & Thell. (İncir), Punica granatum L. (Nar), Amygdalus communis L. (Badem), Rosa canina L. (Kuşburnu) ve Cerasus mahaleb (L.) Mill. (Mahlep).

9.Taxonomic contributions to the genus Dianthus section Carthusiani of Turkey (Caryophyllaceae)
Ergin Hamzaoğlu, Murat Koç
doi: 10.5505/biodicon.2019.91300  Pages 66 - 80
Türkiye Dianthus L. cinsi Carthusiani (Boiss.) F.N.Williams seksiyonu (Caryophyllaceae) revize edildi. Son yıllarda tanımlanmış olan “Pinifoli Dönmez” seksiyonu, Carthusiani altında sinonim yapıldı. Dianthus carthusianorum L. ve D. moesiacus Vis. & Pančić Türkiye florası için yeni kayıt olarak verildi. Flora of Turkey and the East Aegean Islands adlı eserde bahsi geçen D. artwinensis Schischk. isminin “nomen nudum” olduğuna, D. calocephalus Boiss.’un Dianthus cruentus Griseb.’un sinonimi olduğuna ve D. capitatus Balb. ex DC.’un Türkiye’de yetişmediğine karar verildi. Ayrıca Carthusiani seksiyonunun Türkiye taksonları için güncel teşhis anahtarı verildi ve bazı taksonlar için taksonomik, morfolojik ve korolojik katkılar yapıldı.
In this study, section Carthusiani Boiss. of the genus Dianthus L. (Caryophyllaceae) in Turkey was revised. Accordingly, a recently identified section “Pinifoli Dönmez” was made synonymous with section Carthusiani. Moreover, Dianthus carthusianorum L. and D. moesiacus Vis. & Pančić were introduced as new records for the Flora of Turkey. It was decided that D. artwinensis Schischk., cited in the Flora of Turkey and the East Aegean Islands, was “nomen nudum” and D. calocephalus Boiss. synonymous with D. cruentus Griseb. and D. capitatus Balb. ex DC. not to grow in Turkey. Furthermore, an updated diagnostic key of Turkey taxa of section Carthusiani was given and some important taxonomic, morphologic and corologic contributions were made for some taxa.

10.The bryophyte flora of Palu (Elazığ /Turkey) district
Mevlüt Alataş, Serhat Ursavaş
doi: 10.5505/biodicon.2019.43434  Pages 81 - 88
Elazığ ili Palu ilçesinin briyofit florasını tespit etmek amacıyla yapılan bu çalışmada, 2018 yılının farklı vejetasyon dönemlerinde toplanan briyofit örneklerinin teşhis edilmesi ile, 9 familya ve 23 cinse ait 48 takson (1 ciğerotu, 47 karayosunu) belirlenmiştir. Bu taksonlardan; 4’ü Henderson kareleme sistemine göre B9 karesi için, 7’si ise Elazığ ili için yenidir. Pellia endiviifolia’nın alanda bulunması ile Elazığ ilinde bulunan ciğerotu kaydı 2’ye yükselmiştir. Taksonlara ait hayat formları, ekolojik ve floristik özellikler çalışmada sunulmuştur.
In this study which was made to determine the bryophyte flora of Palu district in Elazig province, with the identification of bryophytes samples collected in different vegetation periods of 2018, 48 taxa (1 liverwort, 47 mosses) belonging to 9 families and 23 genera were determined. From these taxa, seven taxa are new records for Elazığ province, according to the grid-square system of Henderson four taxa are new records for B9 grid square. With the presence of Pellia endiviifolia in the area, the liverwort record in Elazığ province has increased to 2. Life forms, ecological and floristic features belong to taxa have been submitted in the study.

11.Wild fruits sold in the public bazaars of Edremit Gulf (Balıkesir) and their medicinal uses
HATİCE İNCİ ALADI, Fatih Satıl, Selami Selvi
doi: 10.5505/biodicon.2019.25733  Pages 89 - 99
Bu çalışmada Edremit Körfezi’ndeki halk pazarlarında satılan yabani meyveler ve bu meyvelerin tıbbi kullanımları araştırılmıştır. Çalışma süresince; Edremit, Burhaniye, Gömeç ve Ayvalık ilçelerinde kurulan 12semt pazarında etnobotanik incelemeler yapılmıştır. Çalışmada, dağlardan doğal olarak topladıkları meyveleri satan ya da toplayıp kullanan 75 kişi ile görüşme yapılmış ve meyvelerin tıbbi kullanımları hakkında etnobotanik sorular yöneltilmiştir. Çalışma sonucunda, 13 familyaya ait 33 taksonun köylüler tarafından toplandığı ve semt pazarlarında ticari amaçlarla satıldığı tespit edilmiştir. En fazla kullanımı olan familyalar; Rosaceae (16 takson) ve Moraceae (3 takson)’ dir. Hem satıcılara yöneltilen sorular hem de literatüre dayalı veriler sonucunda yabani meyvelerin, 35 farklı hastalığın tedavisinde gıda takviyesi olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Yabani meyvelerin en fazla; diyabet hastalıkları, böbrek taşı, kolesterol, kabızlık, tansiyon, ishal ve üst solunum yolları enfeksiyonlarında kullanıldığı görülmüştür.
In this study, wild fruits sold in public bazaars in the Edremit Gulf and medicinal uses of these fruits were investigated. During research, ethnobotanical studies were conducted in 12 public bazaars established in Edremit, Burhaniye, Gömeç and Ayvalık districts. In the study were interviewed with 75 informant who sell and the gathered wild fruits naturally from the mountains. Later, ethnobotanical questions were asked to them about the medicinal uses of fruits. As a result of the study, it was determined that 33 taxa belonging to 13 families were collected by villagers and sold for commercial purposes in bazaar markets. The most common families were Rosaceae (16 taxa) and Moraceae (3 taxa). As a result of both the questions directed to the sellers and the data based on the literature, it has been determined that wild fruits were used as a food supplement in the treatment of 35 different diseases. Most of the wild fruits; it has been seen to be used in diabetes, kidney stone, cholesterol, constipation, blood pressure diseases, diarrhea and upper respiratory tract infection.

12.Determination level of heavy metal in Ayvalik Saltern using Halimione portulacoides (L.) plant
Murat KILIÇ, GÜNGÖR AY, Fatma Koçbaş, Fatma Mungan Kılıç
doi: 10.5505/biodicon.2019.57966  Pages 100 - 106
Bu çalışmada, Ayvalık tuzlasında yayılış gösteren Halimione portulacoides (L.) Aellen bitkisi kullanılarak, tuzlanın Pb, Zn ve Cd düzeyleri Perkin Elmer Analyst 700 Model Alevli Atomik Absorbsiyon Spektrofotometresi (FAAS) cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Tuzla İzmir-Çanakkale karayolunun bitişiğinde yer aldığından dolayı ayrıca karayoluna olan mesafeye bağlı değişimlerde belirlenmiştir. Bitkinin kök, gövde ve yaprak kısımları ile onun yetişme toprağı çalışmanın materyalini oluşturmuştur. Örneklemeler 2009-2010 yılları arasında, tuzlayı çevreleyen toprak set üzerinde belirlenen yedi istasyonda yapılmıştır. Her istasyondan 12 ay boyunca düzenli olarak numuneler alınmıştır. Yapılan tüm analizler sonucunda bitkide; Pb <0.001-0.977 ppm, Zn 0.099-1.650 ppm, Cd <0.001-0.102 ppm, toprakta ise Pb 0.523-1.599 ppm, Zn 0.143-1.248 ppm ve Cd 0.006-0.432 ppm arasında olduğu belirlenmiştir. Pb ve Zn birikimi yola olan mesafeye bağlı artmış, Cd birikimi ile yola olan mesafe arasında ise net bir ilişki elde edilememiştir. Analizlerde sonuçların sınır değerlerin altında olmasının en önemli nedeni, hakim rüzgâr yönünün kuzeybatı (tuzladan karayoluna doğru) olması, tuzlanın güneyi boyunca uzanan karayolu üzerinde herhangi bir kavşak ve sinyalizasyonun bulunmaması ve yakınında kirletici özelliği olabilecek endüstri ve sanayi tesislerinin olmamasıdır.
In this study, the level of Pb, Zn, Cd of Ayvalik Saltern, determined by using Halimione portulacoides (L.) Aellen, analysis were done by using Perkin Elmer Analyst 700 Flame Atomic Absorption Spectrophotometer (FAAS) device. Saltern which is located adjacent to the Izmir-Canakkale highway, heavy metals changes determined, depending on the distance to the highway. The root, stem, leaves, and cultivation soil of plant was formed material of this study. Sampling, were done 7 station which was determined on the soil dam is surrounding saltern between 2009-2010. Through 12 months, samples regularly collected from every station. As a result of all analysis, we saw the level of Pb <0.001-0.977 ppm, Zn 0.099-1.650 ppm, Cd <0.001-0.102 ppm in the soil Pb 0.523-1.599 ppm, Zn 0.143-1.248 ppm ve Cd 0.006-0.432 ppm. Accumulation of Pb and Zn increased depend on a highway, Cd accumulation couldn’t be obtained clear correlation with distance highway. The fact that the results İn the analysis are below the limit values is because the dominant direction of the wind is North-west (through Tuzla motorway), there aren’t any crossroads or signalization on the motorway on the southern part of Tuzla and there aren’t any industrial plants having polluting effects.

13.The flora of Kıbrıs River wildlife development area (Kaş-Antalya/Turkey)
Düriye Fener, Candan Aykurt
doi: 10.5505/biodicon.2019.43534  Pages 107 - 121
Bu çalışmada Kıbrıs Çayı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda (Kaş/ Antalya) yayılış gösteren bitki taksonları belirlenmiştir. Araştırma alanından Haziran 2015-Eylül 2017 tarihleri arasında 1500 bitki örneği toplanmıştır. Bu örneklerin değerlendirilmesi sonucunda 73 familyaya ait 276 cins ve 516 bitki türü (537 takson) tespit edilmiştir. Teşhis edilen 538 taksondan 4 takson Pteridophyta 534 takson Magnoliophyta içinde yer almaktadır. Magnoliophyta dahil olan Pinophytina (Açık Tohumlular) 5 takson; Magnoliophytina (Kapalı Tohumlular) alt divisiosu 527 takson içermektedir. Magnoliophytina 466 takson Magnoliopsida (İki çenekliler), 63 takson ise Liliopsida (Tek çenekliler) dahildir. En fazla takson ihtiva eden familyalar ve ihtiva ettikleri takson sayıları sırasıyla Fabaceae (68), Asteraceae (57), Lamiaceae (45). En fazla sayıda takson ihtiva eden cinsler ve takson sayıları sırasıyla Silene L. (12), Alyssum L. (9), Hypericum L. (9) olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda alanda yayılış gösterdiği belirlenen endemik takson sayısı 59 (% 10.98)’dur.
were collected between June 2015 and September 2017. As a result of the study, 276 genera and 515 species (538 taxa) belonging to 73 families were identified. Four of the 538 taxa belong to the Pteridophyta and the remaining 534 belong to the Magnoliophyta. The Pinophytina (Gymnosperms) subdivision which belongs to the division Magnoliophyta contains 5 taxa while the Magnoliophytina (Angiosperms) subdivision contains 527 taxa. 466 taxa from the Magnoliophytina subdivision belong to the Dicotyledons and 63 taxa to the Monocots. Families that contain the most taxa, in decreasing order, are Fabaceae (68), Asteraceae (57), Lamiaceae (45). Genera that contain the most taxa, in decreasing order, are Silene L. (12), Alyssum L. (9), Hypericum L. The number of endemic taxa in this study is 59 (10.98%).

14.Determination of the effect of different drying temperatures on the content and chemical composition of essential oil of sage (Salvia officinalis)
Nimet Katar, Doğan Aydın, Duran KATAR
doi: 10.5505/biodicon.2019.66376  Pages 122 - 127
Bu araştırmanın amacı Tıbbi adaçayında (Salvia officinalis L.) farklı kurutma sıcaklıklarının uçucu yağ oranı ve uçucu yağın kimyasal kompozisyonu üzerine etkisini belirlemektir. Taze ve kurutulmuş yaprak örneklerinden (35°C, 45°C, 55°C ve 65°C de) üç saat süreyle clevenger cihazı kullanılarak çıkarılmış olan uçucu yağlar GC-MS cihazı ile analiz edilmiştir. Farklı kurutma sıcaklıklarından elde edilen uçucu yağ oranları (%) sırasıyla: % 0,483 (taze yaprak örneği), % 1,837 (35 °C), % 1,550 (45 °C), % 1,267 (55 °C) ve % 1,263 (65 °C)’dir. Taze ve kuru yaprak örneklerinden elde edilen uçucu yağlarda 36 farklı bileşen tespit edilmiştir. Farklı kurutma sıcaklıklarında elde edilen uçucu yağların ana bileşenleri α-thujone ve camphore’dur. α-thujone oranı taze yaprak örneklerinde en yüksek (% 28,53) iken, 45 °C de kurutulmuş yaprak örneklerinde en düşük (% 11,21) olarak bulunmuştur. En yüksek ve en düşük camphore oranları ise 35 o C’de kurutulmuş yaprak örneklerinde (% 32,53) ve taze yaprak örneklerinde (% 23,62) belirlenmiştir. Diğer taraftan, tıbbi adaçayının tedavi amaçlı kullanımında önemli olan 1,8-Sineol (ökaliptol) oranı aynı zamanda farklı kurutma sıcaklıklarına bağlı olarak değişiklik göstermiştir. 1,8-Sineol oranları 35 0C de kurutulmuş örneklerde en yüksek (% 9,480) ve taze yaprak örneklerinde en düşük (%7,947) olarak gözlemlenmiştir. Sonuçlar; tıbbi adaçayında farklı kurutma sıcaklıklarının uçucu yağın oranı ve uçucu yağın komposizyonu üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.
The aim of this experiment was to determinate the effect of different drying temperatures on the content and chemical composition of essential oil of sage (Salvia officinalis L.). Essential oil isolated for 3 hours from fresh and oven dried leaf samples (at 35°C, 45°C, 55°C and 65°C) by using Clevenger type apparatus was analyzed with GC-MS. The content of volatile oils (%) in different drying temperatures was in the order of: fresh leaf sample (0,483%), dried leaf sample at 35 °C (1,837%), at 45 °C (1,550%), at 55 °C (1,267%) and at 65 °C (1,263%). In total, 36 compounds of essential oil were identified from fresh and dried leaf samples. The main compounds of essential oils isolated in different drying temperatures were α-thujone and camphore. α-Thujone was highest at fresh leaf sample (28,53%) and lowest at 45 °C (11,21%). The highest and lowest camphore contents were observed at sample dried at 35 o C (32,53%) and fresh leaf sample (23,62%). On the other hand, the ratio of 1,8-Cineole, effective in the medical use of sage, has also changed depending on different drying temperatures. The highest and lowest 1,8-Cineole ratios were observed at sample dried at 35 o C (9,480%) and fresh leaf sample (7,947%). Results showed that different drying temperatures were effective on essential oil content and chemical composition of essential oil of sage.

15.Flora of Akyamaç Waterfall natural park and environs (Rize/Turkey)
Hüseyin Baykal
doi: 10.5505/biodicon.2019.98608  Pages 128 - 137
Çalışmanın amacı, Türkiye’nin Rize ilinde koruma altındaki Akyamaç Şelalesi Tabiat Parkı’nın damarlı bitki florasını tespit etmektir. 2016-2017 yılları boyunca gerçekleştirilen detaylı arazi çalışmaları sonucu 970 bitki materyali toplanmıştır. 170 cins ve 58 familyaya ait 229 bitki taksonu belirlenmiştir. Tespit edilen taksonlardan 13 tanesinin Pteridophyte, 1 tanesinin Gymnosperm, 177 tanesinin Dicotyledon ve 38 tanesinin Monocotyledon olduğu tespit edilmiştir. Poaceae (20 takson), Asteraceae (17 takson), Fabaceae (14 takson), Rosaceae (13 takson) ve Lamiaceae (12 takson) Tabiat Parkının en zengin familyalardır. Araştırma alanındaki taksonların fitocoğrafik spektrumları sırası ile Avrupa-Sibirya 100 (%43.7), Akdeniz 7 (%3.1), İran-Turan 1 (%0.4), ve çok ya da bilinmeyen bölgeli 121 (%52.8) şeklindedir. Taksonların hayat formlarına göre dağılımı şu şekildedir: hemikriptofitler 97 (%42.4), kriptofitler 53 (%23.1), terofitler 41 (%17.9), fanorofitler 28 (12.2%), kamefitler 10 (4.4%). Endemizm oranı %0.4’tür.
The purpose of the study is to determine the vascular flora of Akyamaç Waterfall Natural Park, a protected area in Rize, Turkey. During the years 2016-2017, 970 plant materials were collected through comprehensive surveys. 229 taxa belonging to 170 genera and 58 families were determined. Among these, 13 Pteridophytes, one Gymnosperm, 177 Dicotyledones, and 38 Monocotyledones were identified. Poaceae (20 taxa), Asteraceae (17 taxa), Fabaceae (14 taxa), Rosaceae (13 taxa) and Lamiaceae (12 taxa) are the richest families of the Natural Park. The phytogeographic spectrum of the taxa are as follows; Euro-Siberian 100 (43.7%), Mediterranean 7 (3.1%), Irano-Turanian 1 (0.4%), and multiregional or of unknown phytogeographic origin 121 (52.8%), respectively. The life form of the taxa is as follows: hemicryptophytes 97 (42.4%), cryptophytes 53 (23.1%), therophytes 41 (17.9%), phanerophytes 28 (12.2%), chamaephytes 10 (4.4%). The endemism ratio is 0.4%.

16.Traditional medicinal plants used for oral and dental diseases in Turkey
Merve UZUN, Ayla Kaya
doi: 10.5505/biodicon.2019.09797  Pages 138 - 148
Türkiye’de çeşitli hastalıkların tedavisinde halk tarafından kullanılan birçok bitki bulunmaktadır. Ağız ve diş sağlığı problemleri ise insanları etkileyen en yaygın infeksiyöz hastalıklardır. Etnobotanik araştırmaların taranması ile hazırlanan bu çalışmada Türkiye’de geleneksel tedavide ağız ve diş hastalıklarına karşı kullanılan 30 familyaya ait 76 tıbbi bitki rapor edilmiş ve bu taksonların bilimsel ve yöresel isimleri, familyaları, kullanılan kısımları ve kullanılış şekilleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca, her bitki türü için farmakolojik ve fitokimyasal çalışmalar da taranarak tartışılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre, diş ağrısı 41 taksonla halk tarafından en fazla sayıda tedavi edilen hastalıkdır ve onu 17 taksonla ağız yaraları izlemektedir. En yaygın kullanılan bitki ise Hyoscyamus niger L.’dir.
Plants have been utilized to treat a wide range of diseases in Turkey. Dental caries is the most common infectious disease affecting humans. This paper was documented traditional knowledge on medicinal plants used to treat oral and dental diseases in Turkey. Pharmacological and phytochemical studies for each species were also reviewed. According to result of this study, 76 medicinal plants belonging to 30 families were reported. Toothache was the disorder treated by the highest number of species (41 taxa), followed by oral wounds (17 taxa). The most common used medicinal plant species was Hyoscyamus niger L.

17.Important plants at the Matan Mountain (Bingöl) flora with regard to beekeeping
Lütfi Behçet, Yakup Yapar
doi: 10.5505/biodicon.2019.13008  Pages 149 - 159
Bu çalışmada; Matan dağı (Bingöl) bölgesinin flora çalışmaları ile ilgili arazi çalışmaları esnasındaki gözlemlerimiz ve bölgede arıcılık yapan kişilerle görüşmelerden elde edilen bilgiler ışığında arının nektar ve polen gibi materyal almak üzere ziyaret ettiği önemli bitkiler üzerinde durulmuştur. Çalışmamız esnasında arıcılık açısından önemli, toplamda 29 familya ve 101 cinse ait 211 bitki taksonu (126 tür, 52 alttür, 33 varyete) tespit edilmiştir. Bu taksonlardan 27’sı endemiktir. Endemik bitkilerden 8 tanesi lokal endemik (Bingöl veya Bingöl’e yakın sahalardan sadece bilinmektedir) bitkilerdir. Bu lokal endemik taksonlar; Astragalus bingoellensis Podlech., A. topalanense, Paracaryum bingoelianum, Centaurea bingoelensis, Cirsium yildizianum, Inula discoidea, I. macrocephala, Nepeta baytopii’dir. Arıcılık açısından ön plana çıkan 211 taksonun fitocoğrafik bölge elementi olarak dağılımları; 93(%44.08)’ü İran–Turan elementi, 4(%1.89)’ü Akdeniz elementi, 16(%7.58)’sı Avrupa–Sibirya elementi ve 98(%46.45)’i çok bölgeli veya fitocoğrafik bölgesi bilinmeyenler şekildedir.
This study focuses on important plants that bees visit to acquire nectar and pollen in the light of our observations during flora studies at the Matan Mountain (Bingöl) region as well as the information obtained during interviews with beekeepers at the region. A total of 211 plant taxa were determined which are important with regard to beekeeping from 29 families 101 and genus (126 species, 52 sub-species and 33 varieties). Of these taxa, 27 are endemic. Of the endemic plants, 8 are local endemic (known only from Bingöl or fields around Bingöl). These local endemic taxa were; Astragalus bingoellensis Podlech., A. topalanense, Paracaryum bingoelianum, Centaurea bingoelensis, Cirsium yildizianum, Inula discoidea, I. macrocephala, Nepeta baytopii. The phythogeographical region element distributions of the 211 taxa that stand out for beekeeping were as follows; 93(44.08%) Irano-Turanian, 4 (1.89%) Mediterranean, 16 (7.58%) Euro–Siberian and 98(46.45%) multi–regional or phythogeographical region unknown.

18.Impacts of insect herbivory on reproductive success of Ferulago glareosa (Apiaceae)
İdris Sarı, Ali Kandemir
doi: 10.5505/biodicon.2019.21939  Pages 160 - 166
Tehdit altında tür olduğu öngörülen Ferulago glareosa Kemah, Erzincan (Türkiye)’de iki farklı habitat yamasında (Tip 1 ve Tip 2) yaşamaktadır. Bu çalışmada türe yönelik olası koruma çalışmalarına yön verebilmek için türün hem çiçek ziyaretçileri hem de ziyaretçilerin meyve tutumlarına etkileri araştırıldı. Ziyaretçi bollukları ve ziyaretçilerin meyve tutumlarına etkileri 2016 ve 2017 yıllarına yayılmış 8’er günde 2’şer saatlik zaman dilimlerinde gerçekleştirildi. İki habitat yamasındaki bireylerin meyve tutumları 60 bireyin 587 ışınındaki meyveler sayılarak saptandı. Tip 1 ve Tip 2 habitat yamalardaki meyve tutumlarının (0.11 ve 1.12 sırasıyla) istatiksel olarak oldukça farklı oldukları belirlendi. Türün meyve tutumuna Omophlus caucasicus’un en büyük zararı verdiği gözlemlendi. Habitat yamalarındaki değişik abiyotik koşulların ve türün çiçeklenme fenolojisinin türün böcek otçullarına görünürlüğünde etkin olduğu görüldü. Sonuç olarak, böcek otçulların türe verdiği zarar ile türün habitatlarındaki konumsal ve zamansal varyasyonlar arasında güçlü bir bağıntı olduğu saptandı.
Ferulago glareosa, which is considered to be a threatened species lives in two different habitat patches (Type 1 and Type 2) in Kemah, Erzincan (Turkey). In this study, in order to provide guidance to the possible conservation studies for species, we have examined both floral visitors and impact of visitors on fruit set. The visitor abundances of species and the impact of visitors on fruit set were determined by observing them for a period of 2 hours for 8 days spread in both 2016 and 2017. The fruit set of individuals in two habitat patches were measured by counting fruits of 587 rays in 60 individuals. The difference between fruit set of individuals in Type 1 and Type 2 patches was determined to be quite statistically significant (0.11 and 1.12 respectively). Omophlus caucasicus was observed to cause the biggest damage to the fruit set of species. Different abiotic conditions in the habitat patches and the flowering phenology of species were found to have an impact on the visibility of species to insect herbivores. As a conclusion, the damages given to species by insect herbivores were found to have a strong correlation with the spatial and temporal variations in species habitat.

19.The morphological, anatomical and karyological studies on some species of Silene L. growing in Edirne/Turkey
Asude Soykan Kırbaş, Ciler Kartal
doi: 10.5505/biodicon.2019.81300  Pages 167 - 180
Bu araştırmada, Caryophyllaceae familyasına ait Silene L. cinsinin, Edirne çevresinde yetişen ve Behenantha Otth, Conomorpha Otth ve Siphonomorpha Otth seksiyonları içinde yer alan, Silene conica L., S. italica (L.) Pers., S. lydia Boiss., S. subconica Friv. ve S. tenuiflora Guss. türleri morfolojik, anatomik ve karyolojik olarak incelenmiş ve aralarındaki farklar ortaya konmuştur. Morfolojik incelemelerde; S. italica (seksiyon Siphonomorpha) petallerinin beyaz renkte olması ve çiçek durumunun gevşek geniş panikula şeklinde olması nedeniyle diğer 4 türden ayrılır. Conomorpha seksiyonuna dahil olan S. conica, S. lydia ve S. subconica kaliks, kapsül, antofor ve petal özellikleri bakımından birbirinden ayrılmaktadır. S. lydia, bitki genelinde yoğun örtü tüyleri içermektedir. S. tenuiflora (seksiyon Behenantha)’da tüyler sadece alt yaprakların her iki yüzeyinde ve gövdenin alt kısımlarında bulunur. Üst kısımlarda tüy bulunmaz. Anatomik incelemelerde; S. italica’nın gövde öz bölgesinde gözlenen öz boşluğuna diğer türlerde rastlanmaz. S. conica, S. italica, S. lydia, ve S. subconica’nın mezofili ekvifasiyal olmasına rağmen, S. tenuiflora’nın yaprak mezofil tipi bifasiyaldir. Druz kristalleri S. conica, S. lydia ve S. subconica’da gövde endodermisinde, S. italica’da gövde öz parankimasındadır. S. tenuiflora ise gövdesinde kristal içermez. İncelenen tüm örneklerin yapraklarında mezofil dokusuna dağılmış durumda druz kristali vardır. Kristaller S. lydia’da iletim demeti çevresinde, demet kını hücrelerinde de bulunur. İncelenen türlerin 2C DNA miktarları; S. conica = 5.59 pg, S. italica = 5.67 pg, S. lydia = 9.39 pg, S. subconica = 6.94 pg ve S. tenuiflora = 8.54 pg’dır.
In this study, Silene L. genus belonging to Caryophyllaceae family, Silene conica L., S. italica (L.) Pers., S. lydia Boiss., S. subconica Friv. and S. tenuiflora Guss. species (Behenantha Otth, Conomorpha Otth and Siphonomorpha Otth sections), were examined morphologically, anatomically and karyologically and differences between them were revealed. Morphological studies show that; S. italica (section Siphonomorpha) is distinguished from 4 other species due to the fact that the petals are white and the flower condition is loose wide panicula. S. conica, S. lydia and S. subconica, which are included in Conomorpha section, are separated from each other in terms of calyx, capsule, anthophore and petal characteristics. S. lydia contains dense nonglandular trichomes throughout the plant. In S. tenuiflora (section Behenantha), the trichomes are found only on both surfaces of the lower leaves and in the lower parts of the body. There are no trichomes in the upper part. In anatomical studies; S. italica has a cavity in its stem pith, which is not visible in other species. Although the leaf mesophyll type of S. conica, S. italica, S. lydia, and S. subconica are equifacial, S. tenuiflora is bifacial. Druse crystals are in stem endoderm in S. conica, S. lydia and S. subconica, stem pith parenchyma in S. italica. S. tenuiflora does not contain crystals in its stem. All the specimens examined have druse crystals in the leaves scattered throughout the mesophyll tissue. These crystals are also present in the bundle sheath cells around the vascular bundles of the S. lydia. 2C DNA amounts of examined species; S. conica = 5.59 pg, S. italica = 5.67 pg, S. lydia = 9.39 pg, S. subconica = 6.94 pg and S. tenuiflora = 8.54 pg.

20.A new bryophyte sub-association and a new association record for Turkish bryophyte vegetation
Mevlüt Alataş, Nevzat BATAN, Tülay EZER, Hüseyin ERATA
doi: 10.5505/biodicon.2019.02886  Pages 181 - 188
Çifteköprü ve Karagöl Tabiat Parkı’nın epifitik briyofit vejetasyonunun araştırıldığı bu çalışmada, 2018 yılının farklı vejetasyon dönemlerinde, ağaç gövdelerinden alınan örneklik alanların, klasik Braun-Blanquet metodu ile değerlendirilmiştir. Brachythecietum populei Türkiye için yeni bir birlik, Brachythecietum populei -hypnetosum filiformis ise yeni alt birlik olarak tanımlanmıştır. Alandan tespit edilen bu sintaksonlar, ekolojik ve floristik açıdan analiz edilerek sunulmuştur.
In this study which investigated epiphytic bryophyte vegetation of Çifteköprü and Karagöl Nature Park, the relevés taken from tree trunks in different vegetation periods of 2018 were evaluated by classical Braun-Blanquet method. Brachythecietum populei is a new association record for Turkey, the Brachythecietum populei -hypnetosum filiformis was defined as new sub-association. The syntaxa, which were determined from the study area, were presented by ecological and floristic analysis.

REVIEW ARTICLE
21.Caralluma tuberculata - An important medicinal plant to be conserved
Muhammad Azim Khan, Maqsood Khan, Omer Suha Uslu
doi: 10.5505/biodicon.2019.33043  Pages 189 - 196
Caralluma tuberculata çok yıllık bir bitkidir. Pakistan'ın en çok dağlık bölgelerinde bulunan Asclepiadaceae familyasına aittir. Bitki pişmiş halde, çay olarak tüketilmiş veya kuru toz halinde veya taze çiğnenmiş olarak kullanılır. Çok büyük bir tıbbi öneme sahiptir. Mide problemleri, diyabet, kas ağrısı, cilt tedavisi ve iştah açıcı gibi çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için yıllarca halk hekimliği olarak birçok topluluk bu bitkiyi kullandı. Modern araştırmalar, çeşitli ilaçların formulasyonunda kullanılabileceğini göstermektedir. Bitki anti-kanser, anti-diyabetik, antioksidan, anti-mikrobiyal aktiviteler ve diğer rahatsızlıklar için test edilmiştir. Bitki sağlık yararları için korunmalıdır. Burada, bu önemli bitkinin tıbbi değerini kısaca tanımlamak ve topluluğun korunmasına ilişkin farkındalık yaratmak için çaba sarf edilmektedir.
Caralluma tuberculata N.E. Brown is a perennial herb. It belongs to Asclepiadaceae family, mostly found in the mountainous regions of Pakistan. The plant is used as vegetable in cooked form, consumed as tea or used in the dry powder form or chewed fresh. It is of great medicinal importance. Many communities have used this plant - as folk medicine for years to cure various ailments such as stomach problems, diabetes, muscle pain and skin treatment and as appetizer. Modern research suggests that it can be used in the formulation of various drugs. The plant has been tested for its anticancer, anti-diabetic, antioxidant, antimicrobial activities and other ailments. The plant must be conserved for its health benefits. An effort is made here to briefly describe the medicinal value of this important plant and create awareness in the community regarding its conservation.

22.Contents

Page E1
Abstract | Full Text PDF

Quick Search





LookUs & Online Makale